ZİYARETÇİ DEFTERİ     ÖYKÜ DEFTERİ     YAZAR GİRİŞİ     KÜNYE     İLETİŞİM  
YAZARLIK BAŞVURUSU
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DEFTERE YAZ
MESAJLARI OKU

YAYIN İLKELERİ
YAZARLIK DERSLERİ
ANASAYFA
ATATÜRK’E DAİR
KARİKATÜRLER
FIKRA KÖŞESİ
ROPÖRTAJLAR
KİTAP
İLETİŞİM
KÜNYE
FOTO GALERİ

SON YAZILAR
ONLAR SAVAŞIN ÇOCUKLARI
SİZİNKİLER DAHA DEMOKRAT
HADİ KADINLARIMIZI ÖLDÜRELİM
RABBİM İÇİMİ SEN BİLİYORSUN
TIP TARİHİ MÜZESİ
Maria Miller Ve Bizimkiler
MASALLARIMIZI SATTIK YAŞLI BİR AMCAYA
NAMERDİN DEĞDİ ELİ MERT’E
Kötü Halini Değiştirirsen İyi Olursun
Ne Tayyip Ne Gül Yeni Bir Yüz

SON ŞİİRLER
AKILSIZ BAŞIM
Huri
YALAN
KÖZÜ KALDI
HAYATA KINA
KONUŞMALAR
OLMASAN DA
Batıdan Doğacak Güneş
SENSİZLİĞİN RESMİ
RUH YORGUNU

SON FOTOĞRAFLAR
HİÇ ŞAŞIRMAYIN
HEDEFSİZ İNSAN
DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR
AŞKIN RENGİ
SEN BÜYÜME ÇOCUK
BU ŞEHRİN DİLİ VAR
ÖZLEDİM
BAZI İNSANLAR VARDIR BÜYÜ GİBİDİRLER
PORTOFİNO
HAYATIN AĞIR YÜKÜ

SON YORUMLAR
MASALLARIMIZI SATTIK YAŞLI BİR AMCAYA
Zaman treni içinde yolculuk gibiydi yazınız. Bazen...
KINANMAK VE KAYBETMEKTEN KORKMAK
Super...
KONUŞMALAR
Amcamın ağzına sağlık nede güzel yazmış...
ZAMAN YOLCUSUNUN KADINLARI
Öykünün neyi anlattığı sorulsaydı eğer bana, tek c...
KINASI GÜZEL GELİN
Anlamlı,okunası çok güzel bir yazıydı,saygımla. ...
KINASI GÜZEL GELİN
Elinize, kaleminize, yüreğinize sağlık diyorum. 8...
KINASI GÜZEL GELİN
Yalnız kadınlar günü için değil, ülkemizin yaşamak...
GÖĞÜN ASKERLERİ
Mükemmel bir imgesel anlatım. Sizi canı gönülden k...
ANNEME MEKTUP
Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor. Rüzgâr sert esi...

İSTATİSTİK

 
ZİYARETÇİ DEFTERİ

1541 TİMUR ÇELİK/ 15/04/11 15:13 02/03/2012 10:37

Bardagi Yere Birakin !!!


Profesor elinde ici dolu bir bardak tutarak dersine basladi
Herkesin gorecegi bir sekilde tutuyordu ve ardindan sordu :
-Bu bardagin agirligi sizce ne kadardir?
50gm!. 100gm!. 125gm diye ogrenceiler yanitladi.
-Bardagi tartmadikca gercekten ben de bilemem, dedi profesor, -ama, benim sorum su ki :
Bu bardagi boyle birkac dakikaligina tutsaydim ne olurdu?
-Hicbirsey diye yanitladi ogrenciler.
-Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydim ne olurdu? diye sordu profesor bu kez.
-Kolunuz agrimaya baslardi efendim diye ogrencilerden biri yanitladi.
-Haklisin, peki simdi ben 1 gun boyunca tutsam ne olurdu?
-Kolunuz iyice agrir, kas spazmi vs gibi sorunlar yasardiniz ve hastaneye gitmek zorunda kalirdiniz! tum ogrenciler cesitli yorumlar yapti ve gulustuler.
-Cok iyi.
-Peki tum bu sorunlar olurken bardagin agirliginda bir degisme olur muydu?
Diye sordu profesor.
-Hayir Diye yanitladi herkes.
-Peki o zaman kolun agrimasina ve kas spazmina neden olan neydi?
Ogrenciler bulmaca cozermiscesine dusunmeye basladilar.
-Acidan ve agridan kurtulmak icin ne yapmam gerekir bu durumda? diye tekrar profesor sorar
-Bardagi birakin dussun! diye ogrencilerden biri yanit verir.
-Kesinlikle! der profesor.
Hayatin problemleri de boyle birseydir.
Onlari kafanda birkac dakika tutarsin . Bir sorun yokmus gibi gorunur.
Uzun bir sure dusunursun . Basiniz agrimaya baslar.
Daha uzun dusunursen artik seni bitirmeye ve hicbir sey yapamamana neden olur.
Hayatinizdaki mucadeleleri ve problemleri dusunmek onemlidir,
Fakat DAHA ONEMLISI onlari her gunun sonunda, uyumadan once yere birakmaktir (bardak gibi).
Bu sekilde strese girmez, ve her gun taze bir beyin ile uyanir ve her konuyla ve yolunuza cikan her mucadele ile basa cikabilecek gucte olursunuz!
Bardagi yere birak�n bug�n.
-ALINTIDIR-


1542 Av.Mehmet Önder/ 15/04/11 09:53 02/03/2012 10:36
Bizim büyükler savaş yıllarını, seferberliği gördüklerinden, yokluğu iyi bilirlerdi. O sıkıntılı günlerden kalma bir alışkanlıkla, hiç bir şeyi israf etmezlerdi; bir çivi, bir kâğıt parçası bulsalar, bir gün gerek duyulur diye, deliğe kovuğa sokuştururlardı.

Tabii, ikisinin birden tasarruf genelgesi uygulama memuru gibi davranması, rahmetli babamın deyişi ile evin tek yoksulu olan beni çok etkilerdi. Benden önce işler yolundaymış, son çocuk olarak yokluğu yaşamak hep bana kısmet oldu. Bu yüzden çok sıkıntı çektim. Örneğin; hiçbir giysimi şöyle üstüme kalıp gibi oturta oturta eskitemedim. Annem daha da tasarrufçuydu; o israf sözcüğüne bile katlanamazdı. Kendisine pinti bile dense yeriydi.

İlkokula başlayacağım yıldı; annemin tutumluluğu yüzünden ilk sigarayı o zaman içtim. Bir tane yassı gelincik sigarası. Daha o zamanlar ulusumuzun akciğerinin, Virginia tütününe uygun yaratıldığı tespit edilmemişti. Düyun-u Umumiye’nin kırbaç izleri de capcanlı idi popomuzda.

Annem fasülye toplarken bulduğu gelincik sigarasını uzattı:
- Buban düşürdü herhal. İçiver, yabana gitmesin.
Biricik annemi kıracak değildim ya. Ömrümdeki o ilk sigarayı öksüre öksüre bitirdim.



Annemin tasarrufa düşkünlüğü her alanda kendini gösteriyordu. Örneğin; sofrada israf sıfıra yakındı. "Arkanızdan ağlar, yarın ahirette karşınıza çıkar!" diye diye kırıntı bile bıraktırmıyordu.

Onun tasarrufçuluğu yiyecek içecekle de bitmezdi. Bir gün oklavalı kumaşlardan pijamalık almış. Ömrümde ilk kez pijama görüyorum, uzun yıllar giymeliyim ki tasarruflu bir evlat olayım. Baktım kollar, bacaklar, göğüs bir hoş. Bir şeyler sarkıyor. Kızlara süs yaparlar ya, onun gibi. "Bu ne?" dedim; pileymiş. "Sen" dedi, "Hep böyle mozulak gibi mi galcaksın? Yarın zevli gibi olursun. Pileleri açtıkça pijaman büyür. Üç gün giyilip yabana mı gitsin?"



Okula başladım, önlük dizden aşağıda. Gelen geçen şaşırıyor:
- Aaa, kızın saçlarını sıfıra vurmuşlar.
Bir yaşlı amca da kendi kendine konuşuyor:
- Hastalık bulmuştur hastalık, dokunmayın.
Annemi sormaya gerek bile yok. Onun savunması her an hazır: "Böyümüycek mi bu çocuk? Hep böyle mozulak gibi mi galcak? Bakmışın yarın zevli gibi olur; tıkas tıkas gelir. Düdük gada dikem de yabana mı gitsin?"



Babam da annemden farklı değil. O da tasarrufçu. Çarşıya pazara da götürmez. Nasılsa, yıllarca giyeyim diye büyükçe alacak, tasarruf olacak ya.

Tam bir bayram arifesi, geç vakit ceket, pantolon, ayakkabı geldi. Onu eleştirmek, aldığını beğenmemek gibi bir lüksümüz olmasa da, abim ürkek ürkek ayakkabılardan konuya girdi:
- Bunla aççık böyük gibi mi?
Babam kendinden emin:
- Böyük olacak tabi. Hep böyle mozulak gibi mi galacak bu çocuk? Heç böyümeycek mi? Yarın alı başını gide, zevli gibi…

Ayakkabıların her bir teki çift ayak için yapılmış ama, hiç sorun değil. Babam biraz bez parçası buldurup uçlarına, sağına soluna tıkıştırıveriyor; tamam. Gerçi onun aldığı hiç bir ayakkabının bana uymama olasılığı da yok. Dar gelirse, zaten lastik ayakkabı, ön taraftan diklemesine yarıveriyor, genişletip giydiriyor. Giydirdikten sonra "Tam tam geldi buba" yanıtını vereceğimden hiç mi hiç kuşkusu yok. "Nasıl, beğendin mi?" sorusunu sorup, her zamanki olumlu yanıtı aldıktan sonra da, bildiğimiz sözlerini keyifle yineliyor:

- Oh oh oh! Pek yakıştı, pek yakıştı! Hem bu oğlan böyle mozulak gibi galacak değil ya. Yarın bir bakmışız, zevli gibi… Oh oh oh.



Küçük ablam biraz cesurcaydı; ceketin büyüklüğünden palto sanmış gibi yapıp, eleştiriye başladı:
- Yaz günü palto alacağına, çeket alıvereydin ya buba.

Babamın hayatta en sevmediği şey muhalefetti; daha doğrusu, kendi deyişiyle "Bozgunculuk"tu. Hele böyle alaycı muhalefete hiç mi hiç katlanamazdı. Hayatta kimsenin kılına dokunmadığı halde, ablama, şöyle "Unufak ederim o kemiklerini!" edasıyla baktı:

- Çeket o çeket! Bu çocuk hep böyle mozulak gibi mi galacak? Yarın zevli gibi olur.



Sıra pantolonda. Çevreden "Elini bırak" dediler, bıraktım, pantolon yerde. Sağından solundan büzdüler, diktiler. İçinde ben pek fark edilmiyorum ama, babam hoşnut.
- Oh oh oh! Çok yakıştı, çok yakıştı!
Aslında o da durumun farkında. Aynı savunmayı yineliyor:
- Bu çocuk hep böyle mozulak gibi galacak değil ya; yarın bir bakmışız zevli gibi…
Anlaşılıyor ki, bana tam gelmeyecek giysiyi dikecek terzi daha anasından doğmamış.



Bu arada yaşlıca bir dilenci kadın karışmış aramıza. Telaştan farkında bile değilim. O da babamın muhalefet sevmez olduğunu biliyor:
- A be, dedi, Cüneyt Arkın’ın kopyası olmuştur bu.
Babam buna çok memnun oldu. Sırayla bizimkilerin yüzüne; "Gördünüz mü, nasıl yakışmış, bilenler nasıl biliyor?" der gibi, küçümser küçümser baktı.
Bu arada dilenci kadın da yüz buldu ya, çenesi açıldı:
- Bey amca, dedi. Çok yakışmış da, kumaşı az bol mu tutulmuş ne; içinde şopar görünmez.
Sen söyler misin bu sözü? Bir "Defoooll!" yankılandı ki, kadın adeta ışınlandı. Babam savunmada:
- Büyümeyecek mi bu çocuk? Hep böyle mozulak gibi mi galacak?
Bir yandan da arkasından kadına bağırıyor:
- Ne anlarsın sen!



Pantolonun paçasını sıyırıp çoraplara baktım, topukları baldırımda. Ama o kadar olacak artık. Hep kozalak gibi kalacak değilim ya. Büyüyüverirsem, giysilerim yabana mı gitsin?



Aradan kırk yıla yakın bir süre geçti. Kozalak gibi kalmadım gerçekten; ama kurak yerlerde yetişen selvilerle bir benzerliğim olduğunu düşünüyorum.

Mehmet Önder
av.mehmetonder@hotmail.com

1543 Sabiha Rana/ 15/04/11 09:52 02/03/2012 10:35
Evli kadınla birlikte olmanın avantajları nelerdir tesadüfen öğrendim...

Evli kadınla birlikte olmanın avantajları nelerdir?..

Bir kaç beyefendi oturmuş, kadınlarla ve kızlarla olan ilişkilerini konuşuyorlardı.. Birisi kızlarla olmanın avantajlarını anlatıyor bir diğeri de evli kadınlarla birlikte olmanın avantajlarını sıralıyordu ki daha fazla dayanamayıp;’’ izniniz olursa sohbetinize katılmak istiyorum.’’ dedim ve kendimi tanıttım.. Evli kadınlarla birlikte olmanın avantajlarını sıralayan beyefendiye dönüp; ’’az önce söylediklerinizi tekrar eder misiniz?’’ diyerek bir ricada bulundum..
’’Hay hay, lafı mı olur’’ deyip, evli kadınla birlikte olmanın avantajlarını maddeler halinde sıralamaya başladı.. Valla ne yalan söyliyeyim ki hiç de hoş olmayan duygular içinde dinleyip not aldım..

Evli kadınla birlikte olmanın avantajları:

1 - Asla evlilik gibi salak saçması bir talepte bulunmaz.
2 - Ne istediğini bilir, naz yapmaz.
3 - Erkeğin ne istediğini gayet iyi bilir ve isteklerini yerine getirir.
4 - Asla boş konuşmaz ve sizi yormaz.
5 - Masraf ettirmez, en ucuz tarafından ilişkinizi yaşarsınız.
6 - İstediğiniz zaman bir yolunu bulur ve istediğiniz yere gelir.
7 - "Acaba hamile mi?" sendromu yaşamazsınız, hamile olsa bile ucu size dokunmaz.
8 - Doğum gününü hatırlamasanız bile umurunda olmaz.
9 - Çenesi düşük olmaz çünkü eşini bıktırdığı gibi sizi de bıktırmak istemez.
10 - Sizi seks için kullanır ama bu erkek olarak işinize fazlasıyla gelir...

- Demek oluyor ki siz erkekler, evli kadınlarla olan ilişkilerinizde 10 maddeden oluşan bir avantaj listesine sahipsiniz öyle mi?
- Bu kadarı erkek milletine yeter de artar bile Rana Hanım.
- Peki, evli kadınlarla birlikte olmanın dezavantajları var mı?
- Olmaz olur mu efendim, her zaman diken üstünde durur ve üç buçuk atarsınız.

Evli kadınlara ibret olsun bu yazılanlar diyorum başka da bir şey demiyorum.

’’Melekler Yüreğinizden Öpsün’’

Sabiha Rana
http://www.sabiharana.com


1544 ömer akşahan/ 15/04/11 09:51 02/03/2012 10:34
Hayata dair yürüyüşümüz son nefesi verene dek sürecek. Bunu yaparken yaşananlar bize her gün farklı açılımlar kazandırıyor. Hayata engebeli ya da engelli bir koşu da denebilir. Bu, kendi isteğimizle gelmesek de ömür denen şey bize biçilmiş bir giysi gibidir. Ölçüyü iyi alamadığımız ya da yanıldığımız anlarda yaşadıklarımızı yok etmede sıkıntıya düşeriz. Çözüm bulmada zorlanırız. Bazen de inatla yanlış ölçülü giysiyi ya da ayakkabıyı giyerek kendimizi hırpalarız.

Oysa böylesi durumlarda uzmanların tecrübelerine ve görüşlerine kulak vermek gerekir. Sıkıntıyı giderme konusunda Montaigne her ne kadar bize kitap okumayı önerse de, o an okuyacak bir kitap bulamayabiliriz; başka bir ifadeyle kitap okuyan birisi olmayabiliriz. O zaman gelin, aşağıdaki önerilere kulak verin ve sıkıntının yol açacağı daha acı durumlarla karşılaşmayın.

Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın.

Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Örneğin, eşinizle problem mi yaşadınız ya da müdürünüz moralinizi bozacak şeyler mi söyledi; ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin. Bununla birlikte, sürekli çalışmayın, ara vermesini bilin. Baltanızı bilemeden yeni odunlar kesmeye kalkmayın. Aşağıdaki öykü size bu konuda yardımcı olacaktır.

BALTAYI BİLEMEK

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş:

- Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne? İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş:
- Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin bir baltayla, daha az enerji harcayarak daha çok ağaç kesilir.
Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir.
Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.
Delphi’deki ünlü tapınakta Sokrates’in şu sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı"
Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur.
Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir.
Gerek bireysel yaşamda gerekse iş yaşamında başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız...
Özün özü: "Çalışacağım ve kendimi hazırlayacağım. Ve bir gün şans kapımı çalacak."

Abraham LINCOLN (Eski A.B.D. Cumhurbaşkanı)

Ömer Akşahan

1545 Kozacı/ 15/04/11 09:50 02/03/2012 10:33
Suskunluk susuzluk gibi. Susuyorum susuyorum...Oysa konuşmak lazım. Bir avuç dolusu kelimeleri ardarda sıralayıp dolu dolu konuşmak lazım. Sustukça susturulup daha çok susuyorum. Dilim damağım kupkuru, susarken dişlerimi de sıkı sımsıkı kenetlemişim kendime. Ama konuşursam da biliyorum ruhumda oluşan yara bereler zehrini akıtacak, sözcüklerim büyük harflerinden yoksun sıralanacak öç alırcasına...

Dünya dursa, öylece kalakalsak.

Bahara çiçeklere karışayım diyorum olmuyor, iki çocuğun gülümsemesinde kaybolayım diyorum olmuyor, kulaklarımı tıkayayım sağır numarası yapayım, gözlerime bantlar yapıştırayım okumayayım, görmeyeyim diyorum olmuyor. Hayat hergün garip, kızgın, iğrenç, kötü, acımasız, umutsuz onlarca haberle doluyor beyin evime. Sabaha uyanan bedenim can evinden vuruluyor. Ben içime dolan kurşunların yerini bile bulamıyorum. Parmaklarım acıyor sanıyorum kalbim kanıyor. Ben doğduğum, doğrulduğum memleketimden uzak kaldıkça, ondan uzaklaşamayan ruhumun her geçen gün delik deşik olan haline acıyıp acıyıp tükeniyorum. Birileri bana gazete okumayı yasaklamadan önce içime dolup taşan öfkeden kurtulayım...

Medine Memi, seni tanımıyorum. Yaşasaydın da tanıyamazdım ama neden ruhun dolaşıyor benim ruh evimde? Bileklerin yara bere içinde soğuk bedenin dokunuyor ellerime. Bir tek gözlerinde ışık var, yapma diyen son bir kelime kalmış göz bebeklerinde. Yapma, bana kıyma diye yüzüne binbir umutla baktığın baban, deden her kimse sana acımamış. Suçun, cezan, doğumun, ölümün hep başkalarının elinden...Sen sana ait bir yaşamı hiç yaşamamışsın. Senin yaşındayken ben yüzümde bir gülümseme içimde hala bir umutla dolaşan bir gençtim. Sen artık unutulmaya mahkum bir masumsun. Çünkü sen namus denilerek örtbas edilen cinayetlerden birinin kurbanısın. Elini tutuyorum, belki ısıtırım da toprağın altındaki cansız bedeninden sıyrılıp dirilrisin diye. Ama nafile artık sen de bir ana yüreğini yakıp geçen evlat acısısın.

(http://gundem.milliyet.com.tr/-ben-neden-kendimi-oldureyim-/gundem/gundemdetay/29.03.2011/1370619/default.htm)

Fırat, kimsin, kimsesizsin. Dokuz yaşında diyorlar ama daha küçük bir surat var karşımda, fotoğrafında küçücüksün. Ölümün vahşi, ölü bedenin paramparça. Hırçınmışssın, yaramazmışsın, bıçak çekmişssin...Tüm bunlar senin 9 yaşında ölü bir çocuk olmana değer miydi? Yanlış ilişkilerin, yanlış insanların arasında yeşeremeyen bir ağaçtın, şimdi toprağa karıştın. Kanım dondu, aklım almadı. Bir çocuk neden parçalanır, bu kadar kolay mı can alıp, cana kıymak. Vahşetin ortasında çukura düşmüş gibiyim. Burası karanlık ama çıkmak da istemiyorum. Kafamı uzatsam kan kokusu yayılıyor. Çnsanlar vampirlere dönüşmüş, tüm gülümsemeler yalan...Çocukları parça parça kesen katiller dolaşıyor etrafta.

(http://gundem.milliyet.com.tr/vahsetin-sebebi-de-cinayet-kadar-vahsi/gundem/gundemdetay/29.03.2011/1370514/default.htm)

Adı Olmayan Çocuk, çocuğun olsun ister misin? Çocuğun olup senin bu yaşadıklarını yaşasın? Sen çocukluğunun orta yerinde çocukluğundan çalındın. Çoluk çocuklu çok adamlar başkalarının çocuklarına çok kötü şeyler yaptılar. Erkek olma da kurtarmadı seni. Kadını, kızı bir kalemde harcayan zihniyet senin küçük masum bedenine de zehrini akıttı. Korkmalıyız onlardan, zehirlerini kendi bedenlerinde hapsedip yaptıklarının hesabını bir bir sormalıyız onlara.

(http://gundem.milliyet.com.tr/silopi-yi-kemiren-suphe/gundem/gundemdetay/29.03.2011/1370590/default.htm)

Ahmet, Dilruba, Türkan, siz şeker çocuklar…bir şeker uğruna ölüm çıktı karşınıza. Çocuklarınıza şeker yedirmeyin, sevdirmeyin şekeri. Bir şeker uğruna tanımadığı adamların evine yollamayın. Bir bayram da şeker yemesin çocuklar. Bırakmayın, yanınızdan hiçbir yere ayırmayın. Bu nasıl caniliktir. Biri bana anlatsın.

Bütün bu canlara kıyan bu adamlar, bu kadınlar vicdanları, kalpleri yerine taş mı, demir mi taşıyor. İnsan yüreği nasıl dayanır bu vahşete. Benim yüreğim okumaya, bakmaya dayanmıyor. Benim yüreğim aldı başını gidiyor. Can evimde, ruh evimde ayrı ayrı kalabalıklar. Sabaha çok çok var, ama gece yine kendi vahşetini örtecek yıldızların üzerine. Bilinmeyen bir yerlerde birşeyler olacak korkusuyla uykuyu esir ediyorum. Hiç uyumasam, hiç kırpmasam gözümü, içimdeki ana yüreği ile kocaman sarasım var yaralarını. Birileri sesimi duysa, birileri birşeyler yapsa da çocuklar ölmese…

"bu canileri bizim caniliği cezalandıramayan adalet sistemimizle, cahilliği eğitemeyen eğitim sistemimiz yarattı...bu çocukların ardından ne kadar dua okusak da onlar geri gelmeyecekler"

SunA.K. Grasse

1546 NECATİ DEMİRCİ/ANKARA 15/04/11 06:23 02/03/2012 10:29
BUĞDAYIN TÜRKÜSÜ

Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan

Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
Buğday nasıl filizini sürer de
Çıkarsa toprağın üstüne
Güzelim kızıl elleriyle
Sessizliği burgu gibi deler de

Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde.

Yazar : PABLO NERUDA

1547 KURTULUŞ/ 15/04/11 06:18 02/03/2012 10:26
"Sevdiğimiz her şey ölecek. Oysa insan olmanın özü budur, dönmekte olan bu gezegenin üzerinde varolmakta olduğumuz şu kısa anda, zamanın ve ölümün sonunda hepimizden hakkını alacağı gerçeğine karşın bazı insanları ve şeyleri sevebiliriz. Kısa an’ı uzatmayı arzulamak, ölümümüzü bir sene kadar daha ertelemek anlaşılabilir mutlaka. Ancak bu erteleme, duraklamaya ve sonunda savaşı yitirmeye bir bağlanmadır da.

Bununla birlikte, yaratıcı edim ile ölümümüzün ötesine ulaşabiliyoruz. Bu, yaratıcılığın böylesine önemli olmasının ve yaratıcılık ölüm ilişkisinin yüzleşmemiz gereken bir sorun oluşunun nedenidir."(ROLLO MAY)

1548 gürsoy solmaz/sarıkamış 15/04/11 02:09 02/03/2012 10:25
KUTLU DOĞUM HAFTASI

Nur oldu; nurdan oldu;
Kutlu doğum haftası…
Ol fahri cihan oldu,…
Müminlere sefası,
Kutlu, Doğum haftası…

Kalplere dolan nurun,
Etrafında oturun,
Allaha zikre durun,
Gayri yoktur dahası,
Kutlu, doğum haftası…

Âlemlerin sahibi,
Ol Muhammet Habipi,
Yeniden doğmuş gibi,
İnsanlığın en hası,
Kutlu, doğum haftası…

İnananlar saf tutun,
O nur olsun tek sütün,
Vahdet ile bir bütün
Muhammed Mustafa sı
Kutlu, doğum haftası…

Yeri, göğü yaratan,
Doğ ,diyince doğar tan
Âlemlere renk katan,
Şahlara kul yaftası,
Kutlu, doğum haftası…

Müminlere şen ola,
Gülleri Gülşen ola,
Gönüllere pusula,
Yüreklerin taftası,
Kutlu, doğum haftası…

1549 KURTULUŞ/ 14/04/11 06:29 02/03/2012 10:16
Doğayla ilişkiniz nedir?. “Yani ırmaklar, ağaçlar, süzülerek uçan kuşlar, sudaki balıklar, toprağın altındaki mineraller, çağlayanlar ve sığ su birikintileri, bunlarla ilişkiniz nedir? Birçoğumuz bu ilişkinin farkında değiliz. Ağaçlara hiç bakmıyoruz, bakarsak da onları kullanmak amacıyla, ya gölgelerinde oturmak ya da kesip öteberi yapmak amacıyla bakıyoruz. Başka bir deyişle ağaçlara yararcı bir gözle bakıyoruz; bir ağaca kendimizi yansıtmadan ve onu kendi yararımız için kullanmadan bakmıyoruz. Dünya ve onun ürünlerine de aynı biçimde davranıyoruz. Dünyayı sevmiyoruz. Ondan sadece yararlanıyoruz. Dünyaya karşı duyarlılık ancak bu yararcı görüşü bıraktığımızda kazanılır. Bu, dünyayı kullanamayacağımız anlamına gelmez. Sadece onu gerektiği şekilde kullanmalıyız. Dünya sevilmek için var, ilgilenilmek için var, senin benim diye bölünmek için değil.(J.KRİSHNAMURTİ)

1550 Kerim Sarıgün/ 14/04/11 00:41 02/03/2012 00:50
Bir soluk kadar yakın yıldızlar kadar uzak derler sevgi için; uzanır yetişemezsin,yetişir dokunamazsın,dokunur vazgeçemezsin vazgeçer ama asla unutmazsın...

Ne kaybetmeler buldum ben...Bir elim bile kayıp qitti ötekinden
Her şehre bir çakıl taşı fırlattım, Aslında hiç olmayan denizimden
Bir film şeridi qibi qeçiyorum şimdi, olmayanlarımın içinden..
Çok isteyince oluyordu hani! Söyle nerdesin..!
Hiç qelmeyen?...



denizLeRi seviyoRsan
daLgaLarı da seveceKsn !
seviLmek isTiyoRsan önce
sevmesini biLeceksn !

Hayat ßana yiné yaLan söyLédi taм ßuLduм sandığıм aşkıмı hérşéyiмi çaLdı ßéndén nédén bén Tanrıм şu az sévмésini öğrénéмédiм hép kayßétмéyé мahkuммu bu yürék aqLaмaya gözLériм güLмék nédir?BiLмédiм ßu sevdaya düştü düşéLi yüréqiм né yaptıysaм dinмédi ßu acı hép kaLdı ßéndé ésérinizLé övünün şiмdi yaLan sévdaLarıм.

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2657 Kayıt )   

Tüm Hakları Saklıdır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları  yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yazarların yazıları sitemizi bağlayıcı değildir. Tüm sorumluluk yazarlarımızın kendilerine aittir.