ZİYARETÇİ DEFTERİ     ÖYKÜ DEFTERİ     YAZAR GİRİŞİ     KÜNYE     İLETİŞİM  
YAZARLIK BAŞVURUSU
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DEFTERE YAZ
MESAJLARI OKU

YAYIN İLKELERİ
YAZARLIK DERSLERİ
ANASAYFA
ATATÜRK’E DAİR
KARİKATÜRLER
FIKRA KÖŞESİ
ROPÖRTAJLAR
KİTAP
İLETİŞİM
KÜNYE
FOTO GALERİ

SON YAZILAR
SENSİZ OLMAZ Kİ
BABAMA MEKTUP
KAYNANALARI ÇOK SEVİYORMUŞ
Çağdaşlığa Davet!
Yüzde Elli Türk
KERBELA
AŞKA PERVANE ÖMÜRLER BÖLÜM 5
KAN?
ATATÜRK’Ü EZBERLETMEK
GİDEN GELMİYOR ACEP NEDENDİR?

SON ŞİİRLER
BEN SENİ
Paslı Teneke
GÜZEL ÖTESİ
SEVMEK
Homeros’un Çığlıkları
ASİ
ÇIRILÇIPLAK
MEKTUPLARIN DİLİ
BOZKIR
Eylül

SON FOTOĞRAFLAR
Bodrum/Boğaziçi Sırtından Güneş’in Batış
HAYAT
HİÇ ŞAŞIRMAYIN
HEDEFSİZ İNSAN
DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR
AŞKIN RENGİ
SEN BÜYÜME ÇOCUK
BU ŞEHRİN DİLİ VAR
ÖZLEDİM
BAZI İNSANLAR VARDIR BÜYÜ GİBİDİRLER

SON YORUMLAR
BABAMA MEKTUP
Canım Minem, sağ ol......
BABAMA MEKTUP
Çok teşekkür ederim Hülya Hanım. Sağ olun. Yaz...
BABAMA MEKTUP
Tutunacak dallarımız teker teker koparken ne denli...
BABAMA MEKTUP
Neslihan Hanım, İçten, samimi, duygusal ve bir ...
ANA DİL İLE ANA DİLİ FARKI
bencede oyle :)...
KÖR ÖZÜR DİLERMİŞ SAĞIR DA KABUL EDERMİŞ
Para hırsı yüzünden zamanında almadıkları tedbirle...
BİR ÇOCUĞUM OLACAK ADI CUMHURİYET
Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun, çok güzel bir y...
BİR ÇOCUĞUM OLACAK ADI CUMHURİYET
Sizin de Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun. Ata...
BİR ÇOCUĞUM OLACAK ADI CUMHURİYET
TEBRİKLER HÜLYA KARDEŞİM Güne yakışan bir yazı ...
AYDINLIKLA KARANLIĞIN SAVAŞI
İşte, Atatürkçü, çağdaş Türk kadının kaleminden d...

İSTATİSTİK

 
ZİYARETÇİ DEFTERİ

1541 Gürsoy SOLMAZ/sarıkamış 21/04/11 15:53 02/03/2012 11:35
23 Nisan(Milli Egemenlik) Sİzin

İnanın ki çocuklar,
En güzel bizim ülke..
Güzellikler bizde var;
Borçluyuz Atatürk’e

23 Nisan bizim,
Egemenlik günümüz…
Çocukluk hepimizin,
En yürekten türkümüz.....

Öğünün ki çocuklar,
En derin mazi bizde,
İyilikler bizde var;
Yazılır tarihimizde…

Güvenin ki çocuklar;
En güzel bizim bayrak...
Güzellikler bizde var;
Sevelim inanarak….

Çalışın ha çocuklar;
Çalışmak üretmektir...
Her şey çalışmakta var;
Amaç çağa yetmektir…

23 Nisan sizin..
Çocuklar mutlu olsun,
Bu bayram hepimizin,
Herkese kutlu olsun

Gürsoy Solmaz

1542 MEHMET KAYAALP/ 21/04/11 10:48 02/03/2012 11:34
SOLİTİN İSİMLİ MADDE HAKKINDA...

Ankara Hıfsızsıhha Gıda Denetim Bölüm Başkan Yrd.Gönül Özdeğer ve iki
asistanı SOLİTİN adlı kimyasal ile ilgili çalışmaları ve yayınları
dolayısı ile ölüm tehditleri aldıklarını açıkladılar ve savcılığa suç
duyurusunda bulundular.

SOLİTİN aslında gıdalarda hiç bulunmaması gereken tamamen kimyasal bir
ajan hatta basit olarak melaminimsi bir plastik,sütlere,yoğurt ve
ayranlara ve sütün girdiği her çeşit besine katılıyor çünkü bu molekül
su ile inanılmaz şekilde bağlanarak kıvam arttırıyor,bu hem imalat
procesleri açısından zaman kazandırıyor,hem gıda doğallığını
kaybettiğinden son kullanma tarihini uzatıyor ve firmaların stoklu
çalışmasını sağlıyor,hem maliyeti inanılmaz düşürerek firmaların
rekabet gücünü arttırıyor.

Çocuklarınıza beş kuruşa,yirmi kuruşa,elli kuruşa gofret,çikolata ve
süt ürünleri alabilmemiz,evlerimize çeşit çeşit peynir,yoğurt,hazır
sütlü tatlı vs girebilmesi hep bu yüzden.

SOLİTİN bir tricalcid bileşiği yani doğada en bol ve bedava
bulabileceğiniz türden,tebeşir gibi,alçı taşı gibi,oysa bu bileşik
böbreklerden atılırken renal tubuluslardaki glomerüllerde birikiyor ve
filtrasyonu yani böbreklerin kanı süzmesini engelliyor,ve sonuç böbrek
yetmezliğine kadar uzanan böbrek rahatsızlıkları serum üre ve
kraetinin düzeylerinde artış ve bunun getirdiği devamlı yorgunluk
hali, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları ve hatta ciddi mental
bozukluklar,Almanya Solingen üniversitesi Pskyatri bölümünce 2009 da
21.Europe Pscyhatry Society’e sunulan bildirgede Şizofreni ve SOLİTİN
kullanımı arasında ilişkiler olması muhtemel olduğu,Özellikle Paranoid
Şizofreni vakalarında kanda tricalciophospate bileşiklerinin normalden
16 kat yüksek olduğu belirtilmesine rağmen bildirge nedense Kongrede
sunum için kabul edilmedi.

Üretici firmalar SOLİTİN’i hiç bir şekilde ürün etiketlerinde
bildirmiyor,aldığımız ürünlerde SOLİTİN olup olmadığını yine de bir
kaç basit deney ile anlayabiliriz,eğer bu yönde bir şüphe oluşursa
derhal bulunduğunuz il Hıfsızsıhha Md.ile ilişkiye geçerek şüpheli
gıdanın test edilmesini talep ediniz,bu şekilde binlerce hatta
yüzbinlerce insanın sağlığını kurtarabilirsiniz,çevrenize baktığınızda
ne kadar çok dializ merkezi ve böbrek hastası olduğunu siz de
görüyorsunuz bu artışın sebebi bazı ahlaksız firmaların kar hırsından
başka bir şey değil.

Aldığınız sıvı ürünler (süt,ayran,çikolatalı süt vs) için şu yolu
izleyebilirsiniz bir metal’i (çatal,kaşık vs) el yakacak düzeyde
ısıtın ve test etmek istediğiniz sıvıya batırarak çalkalama hareketi
yapın,metali çıkardığınızda birbirinden ayrılmış öbekler halinde beyaz
topaklar görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.

Peynir vs türü ürünlerde ise üründen bir parça alarak sirkeli suya
koyunuz eğer sirkeli suyun üzerinde kalan beyazımsı bir tabaka
görürseniz o üründe SOLİTİN var demektir.

Çikolata,gofret türü ürünlerde ise ürünü elinizle basitçe kırın, eğer
kırığın her iki tarafında süt beyazı noktalar varsa o üründe de
SOLİTİN vardır.

Sağlığımız için,geleceğimiz için,çocuklarımız ve sevdiklerimiz için bu
bilgileri bütün çevremize yayalım ve toplumsal olarak tepkimizi ortaya
koyarak AB Normlarında olmayan bu katkı maddesinin üretici firmalar
tarafından daha fazla kullanılmasını engelleyelim.

Saygılarımla

Yrd.Dç.Dr Gülden Semavi
Ankara Üniversitesi Hacettepe Tıp Fakültesi Biyokimya Blm.

1543 KURTULUŞ/ 21/04/11 05:55 02/03/2012 11:31
Kollektivizm

Bireycilik, alkolizm, kolektivizm, aktivizm… ideolojilerin çeşitliliği iktidarın safında olmanın yüzlerce yolu olduğunu gösteriyor. Radikal olmanın ise bir tek yolu var. Yıkılması gereken duvar çok heybetli, ama o kadar çatlamış ki, yakın gelecekte tek bir çığlık bile onu yerle bir etmeye yetecek. Eski ayaklanmaların ateşini yakmış olan bireysel tutkularla birlikte, üçüncü gücün o dehşetli gerçekliği, kendisini en sonunda tarihin sisleri arasından gösterdiği zaman, dağları devirebilecek, mesafeleri ortadan kaldırabilecek bir enerjinin gündelik hayatta saklı olduğunu anlayacağız. Uzun devrim, eserlerini eylemin mürekkebiyle yazmaya hazırlanıyor. O eserlerin meçhul yada adsız yazarları, Sade, Fourier, Babeuf, Marx, Lacenaire, Stirner, Lautreamont, Léhautier, Vaillant, Henry, Villa, Zapata, Makhno, Komüncüler, Hamburg, Kiel, Kronstandt, Austirias isyancıları henüz son kozlarını oynamamış olanlar, özgürlük oyununa katılan bizlerle darmadağınık bir şekilde birleşeceklerdir.


Raoul Vaneigem

1544 TİMUR ÇELİK/ 20/04/11 10:57 02/03/2012 11:30
BÖYÜKLER BİLİR...

Yalan dolan ile devran sürmeyi
Biz ne bilek beyim böyükler bilir
Milletin başına çorap örmeyi
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Rüşvet vermek rüşvet almak nasıl şey
Hazineden para çalmak nasıl şey
Terlemeden zengin olmak nasıl şey
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Erken palazlanıp erken ötmeyi
Değirmenler kurup baş öğütmeyi
Hele meydan meydan adam gütmeyi
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Anlamayız kopya nedir, asıl ne
Perde, sahne, solo, koro, fasıl ne
Üçkağıtta erkan nedir usul ne
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Viski, votka çekip keyif çatmayı
Dansöz kucağında stres atmayı
Milleti bölmeyi, vatan satmayı
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Seyrettikçe ana baba filmini
Hissederiz baskısını zulmünü
Lisansüstü maskaralık ilmini
Biz ne bilek beyim böyükler bilir

Adettir gerekmez malumu ilan
Taklide günaydın, asıla selam
Ne hınzırlık varsa hasıl-ı kelam
Biz ne bilek beyim böyükler bilir.

ABDÜRRAHİM KARAKOÇ

1545 KURTULUŞ/ 20/04/11 06:31 02/03/2012 11:27
Keyif ile keyifsizliğin birbirinden asla ayrılmaz şeyler olduğunu düşünelim, öyle ki insan birinin ne kadarına sahip olmak isterse ötekinin de ancak o kadarına sahip olacak. Seçim sizin:
1) Mümkün olduğu kadar az keyifsizlik, kısacası acı bir yaşam mı...
2) Yoksa o ana kadar hiç tadılmamış zevkleri tatmanın, keyifleri yaşamanın bedelini ödemeyi göze alarak mümkün olduğu kadar çok keyifsizlik mi?
Eğer ilk seçeneği yeğler ve acılarınız azaltmayı, hatta yok etmeyi isterseniz, o zaman zevk alma kapasiteniz de azalacak, hatta yok olacak(NİETZSCHE)

1546 esat/ 20/04/11 01:20 02/03/2012 11:13

DEFİN RUHSATI

Merdivenlerden bakıyordum
gıcırdayan tahtaları
seramonideydi sen inerken
kenarlarında saksılar
leylak,begonya,begovil-ler
çardak gülleride sana vurgun
ellerinden sulanmayı seviyor gibiydiler
seni karşılarken gürdü renkleri
aslan ağzı,sarmaşık,menkşelerin
iğde sen varken kokuyor
yaseminler salınıyordu aromatik
defne dersen ellerini bekliyor
okşanmazsa küsüyordu küpeli
kısacası bahçe sensiz olmuyordu
hani hatırladınmı diktiğimiz cevizi
olmuş vermiş meyvesini
pencereden bakıyordum
seninle şenlenen bahçemize
amasyaya annenlere gidip gelecektin haftasına
birden basamakların gıcırtısı koştum kapıya
sen sandım geleni polis miş
sarı zarfı imza karşılığı verdiler
açılmazmış ne bileyim
o açılınca kararırmış her şey
çiçekler yere bakmakta
renkler solgun
tek ceviz o da yerde
sarı zarfta defin ruhsatı
şimdi hangi toprak seni büyütecek içimde
ya seninle bu bahçe
yada başka biçimde.

Esat

1547 esat/ 20/04/11 01:06 02/03/2012 11:12

KİME KUL

isa kuldu musa kuldu
onlarda hakka sokuldu
onlarada hep soruldu
kime ümmet kimin kulusun

idris,yakup,yahya da bir
kim dikti kim dövdü demir
en sonunda bitti devir
kime ümmet kimin kulusun

ademden nuh nebi geldi
bütün nebiler eğildi
herkes dedi bu değildi
kime ümmet kimin kulusun

lev-hi mahfuz yazılmıştı
ahlazda dil çözülmüştü
dörtyüz kırklarda görmüş
kime ümmet kimin kulusun

güle ümmet allaha kul
gel istersen sende katıl
sevgidir hep ortak akıl
allaha kul güle ümmet


Esat

1548 Buket Çetin/İstanbul 19/04/11 14:36 02/03/2012 11:11
Zeki, sen gel…" diye seslendi öğretmen. Onun seslenişiyle bir sessizlik oldu sınıfta ve herkes birbirine bakınmaya başladı. Zeki diye biri yoktu ki sınıfta. Sonra arka sıradaki esmer çocuk, başını biraz daha yukarı doğru kaldırarak öğretmenin gözlerine bakıp gülümsedi, anlamıştı kendisine seslendiğini: "benim adım Emre öğretmenim!"

****

Hemen arkasındaki sırada oturuyordu Zeki. Dersler sırasında özellikle de sabahları başını sıraya koyup uyurdu genellikle. O sırasına başını koyup uyuduğu zamanlarda onu izlerdi. Zeki’nin elleri, tırnakları simsiyah ayakkabı boyasıydı her zaman. Alnında çocuk yaşından çok uzak zamanlara ait uzun, derin çizgiler vardı. Sanki kendi yaşıtları gibi değil de daha çok iş güç sahibi yetişkinler gibiydi. O uyurken öldü zannederdi Zeki’yi. Öyle sessiz uyurdu ki Zeki, çoğu zaman teneffüs seslerini ya da hemen yanıbaşında oynayan, hoplayıp zıplayan çocukların seslerini bile duymazdı.

Öyle sessizdi uykusu ve aslında öyle derin uyurdu ki yaşının seslerini, oyunlarını bile duymazdı. Çocuk muydu sahi Zeki? Çocuktu aslında, ama çocukluğu kulaklarına şöyle bir çalınıp geçen rüzgar uğultusu gibiydi. Böyle derin uykularda yaşayıp giderken acaba, çocukluğun hangi tanımında, hangi boyutundaydı?

Ayakkabı boyardı Zeki. Her gün okul çıkışında, çarşının aynı kaldırımında yoldan gelip geçenlere seslenir ve eğer bir müşteri çıkarsa keyifle ayakkabılarını boyardı. Bazen boyarken türkü söylerdi. Hep eğlenceli türkülerdi söyledikleri. O böyle türkü söylediği zamanlarda oyun oynadığımız zamanlar aklıma gelirdi, o da oyun diye düşünürdüm ve hatta çevredeki kuşlar bile ona eşlik ederdi. O söyler, kuşlar oynardı… Onun da içindeki kuşlar oynuyor olmalıydı…

Bir gün okul çıkışı annemle birlikte Zeki’nin boya yaptığı kaldırımın yanından geçerken onu görünce sevinçle zıpladım olduğum yerde. Tam, Zeki, diye seslenecekken annemin sert çimdiği ile neye uğradığımı şaşırdım. "Kes sesini" diyordu annem, "sakın o çocuğa seslenme!..." Ve ben "o çocuğa" seslenmiyordum.

Seslenmiyordum ama her gün rüyalarıma giriyordu Zeki. Hep onun yanına yaklaşacağım ya da ona sesleneceğim zamanlarda annem karşıma çıkıyordu. Ve ben her derste hep Zeki’yi düşünüyordum, İşlediğimiz her dersin örnek sorusu Zekiydi benim için. Yeni şeyleri öğrendikçe öğrendiklerimi Zeki’nin üzerinde uygulamaya alıyordum. Kimi uyumlu çıkıyordu öğrendiklerimin kimi ise tam tersi.

Biz derslerde çarpım tablosunu, toplamadaki etkisiz eleman sıfırı, kümeleri, paydaları işlerdik, Zeki uyurdu… Denizleri, ülkeleri, dağları aşardık kanatlarımızla, Zeki uyurdu… Kaldırma kuvvetini, yer çekimini, dünyanın hareketlerini incelerdik, Zeki hep uyurdu. Öğretmen ise bilirdi Zeki’nin yorgunluğunu, dinlenmeye fırsatı olmuyor çocuklar, bırakın uyusun. derdi. Ve Zeki hep uyurdu.

Zeki uyurken, çarpım tablosunu, boyadığı ayakkabılardan kazandığı paraların hesabıyla öğrendiğini düşünürdüm. Zeki’nin sınıf içindeki varlığı ya da yokluğu etkisiz eleman sıfır gibi gelirdi. O böyle uyurken ve biz sınıfta her şeyi kümelere ayırırken o hep tek elemanlı bir küme olarak kalırdı, sınıfta uyuyan tek çocuk olarak. Ama evrendeki yerini sorguladığımda her sınıfta uyuyan bir çocuk olabileceğini düşünürdüm, o zaman bu sessiz yalnızlığının niteliği değişirdi. Sessizlik aynı kalırdı ama yalnızlık faktörü silinmiş olurdu. Paydalar ise işin en acımasız kısmıydı bana göre Zeki’nin çocuk paydasında hiç payı olmadığını düşünürdüm. Biz denizleri, ülkeleri, dağları aşarken Zeki’nin aşamadığı dağlar var gibi gelirdi ve kanatlarının yaralı olduğu fikri gelirdi aklıma, o dağları aşamayacak kadar. Yaşamda yerçekimi yasasının insan cüsselerinde etkili olmadığını düşünürdüm, babası iş adamı olan Süleyman ve babası gibi, iri kıyım insanlar hep tepelerdeyken, Zeki gibi zayıf ve çelimsiz insanlarsa ayağa kalkmak şöyle dursun kaldırımlara yapışık yaşıyorlardı çünkü. Ama kaldırma kuvveti için aynı şeyi söylemek mümkün değildi, o, kitaplara uyuyordu. Süleyman ve babası gibi yüzeyi geniş olanlar suda dibe çökmüyordu ama Zeki gibi ince ve narin olanlar boğuluyordu bu acımasız sularda. Dünyanın hareketleri ise enteresandı doğrusu, yani yaşamla benzerliği açısından. Dünyanın hareketlerine bakınca ilk göze çarpan ekseninden hiç kaymamasıydı, tıpkı yaşamdaki dünya hareketlerinin ekseninden kaymaması gibi… İnsanlar da acımasızlık ekseninden kaymadıkları sürece varlıklarını koruyabiliyorlardı.Yaşamda da dünyanın hareketleri hep aynı yönde seyrediyordu. Zengin hep zengin ve yoksul hep yoksuldu.

Öğretmen bilirdi Zeki’nin yorgunluğunu, dinlenemiyor bırakın uyusun, derdi ve Zeki hep uyurdu…

Acaba yetişkinlerin arasındaki Zekilerde mi hep uyuyordu? Öyle ya birileri yaşam pastasının en kremalı kısımlarını götürdüğüne göre Zekiler hep uyuyor olmalıydı. Çalıştıkları zamanlardan arda kalanlar zaten kısacık zamanlardı ve bu zamanlarda kendi hayatları ve hakları adına çırpınmaya güçleri kalmıyor olmalıydı. Bütün güçlerini zenginleri daha da zengin edebilmek için harcadıktan sonra kendi yaşamlarına güçleri kalmıyordu. Onun için hep çelimsiz ve hayatta hep güçsüzdüler.

Yıllar sonra öğretmen olacağım ve sınıfımda Zeki’ye benzeyen bir çocuk olacağı küçükken hiç aklıma gelmezdi. Ama zamanın yasaları biraz tuhaf işliyor doğrusu. Düşünmediğiniz şeyler bazen karşınıza çıkıveriyor. Benimse bütün derdim Zekiyle.

****
Buket Çetin

1549 KURTULUŞ/ 19/04/11 05:59 02/03/2012 11:07
"İnsanın doğaya hükmetmesi gerektiği fikri [notion] kavramı doğrudan doğruya insanın insana hükmetmesinden olgusundan ortaya çıkar kaynaklanır … Ancak organik topluluk ilişkileri … ancak piyasa ilişkilerine yol açacak şekilde içerisinde çözüldüğünde, gezegenin kendisi bir sömürü kaynağına indirgendi. Bu yüzyıllardırca süren bu eğilim, en kötü yoğun gelişimini modern kapitalizmdele beraber gösterdi. Burjuva toplum, özünde içsel olarak sahip olduğu rekabetçi doğası nedeniyle [sadece] insanoğlunu birbirine düşürmekle kalmadı, aynı zamanda da insan kitlelerini doğal dünya ile birbirine düşürdü. Nasıl ki insanların birer metaya mallara dönüştürülürkendüyse, benzer şekilde doğanın her bir yönü öğesi de umarsızca ahlaksızca bir mala metaya, üretimde kullanılacak ve pazarlanabilecek bir kaynağa dönüştürüldü”(MURRAY BOOKCHİN)

1550 Kozacı/ 19/04/11 00:04 02/03/2012 11:06
Napolyon bir gün tek başına düşman askerlerden kaçerken, küçük bir dükkana
girer. Dükkan sahibi, Napolyon’u saklar ve onu kovalayan düşman askerlere
de şu tarafa kaçtı diye yanlış yol gösterir. Nihayet bir süre sonra,
Napolyon’un askerleri de olay yerinde bitiverir. Dükkan sahibi, ömründe bir
daha karşılaşmayacağını düşündüğü Napolyon’a merak ile şöyle bir soru
yöneltir;*
*
*


*-“Efendim, af buyurun ama ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir
duygu ki?”*
*
*


*Napolyon birden öfkelenir; ve*
*
*


*-“Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçerek konuşuyorsun? Bu ne
cüret! Askerler, bağlayın bu densizin gözünü ve hemen kurşuna dizin” diye
talimat verir.*
*
*


*Dükkan sahibi gözü bağlı tir tir titremektedir. Büyük bir korku içerisinde,
yaptığına pişman olur. “Tutamadım çenemi, ben ne yaptım, durup dururken ölüp
gideceğim” der.*
*
*


*Kısa bir süre sonra; arkasından bir el uzanır ve gözündeki bağı açmaktadır.
Adam bir döner ki arkasına; uzanan el Napolyon’un elidir. Şöyle der
Napolyon;*
*
*


*“İşte Böyle Bir Duygu! Yaşayarak Öğrenmek, Bedeli En Yüksek Öğrenme
Biçimidir.”*
*
*


*Yaşayarak öğrenmek, hayatın içerisinde edindiğimiz deneyimlere sahip
olabilmektir. Deneyim sahibi olmak, yıllanmak veya çok yaşamak değildir.
Yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenebilmektir. Sahip olduğumuz deneyimlerden
aldığımız farkındalık ve algılama ile deneyim kazanabilmektir. Öğrenmeye
olan merakımızın her geçen gün artıyor olması, bizi ilim sahibi insan yapar.
Yaşayarak öğrenmek, ilim marifetimizin çoğalması ile alakalı bir süreçtir.*
*
*


*Yaşamın her alanındaki, deneyimlerimiz aracılığı ile öğrendiklerimiz, bizi
güçlendirir. Örneğin, evlilik öncesi aile hayatı çok önemli deneyim
zenginlikleri ile doludur. İnsanoğlu, aile kurmadan önce kendi ailesinde
algıladıkları veya edindiği tecrübeler ile birtakım farkındalıklara sahip
olur. Bunlar, evlilik hayatında çok işe yarayacak deneyimlerdir. Ancak
çoğumuz, başlangıçta bu ince nüansları ve detayları fark edemeyiz. Evlilik
öncesindeki aile hayatımız, olumlu veya olumsuz birçok yaşanmışlıklar ile
dolu olabilir. Çocukluğumuzda, ebeveynlerimizin bize olan tavır ve
davranışları birçok mesaj içerir. Anne babalarımızın birbirine olan
davranışları, eşler arasındaki ilişki ve iletişim için gördüğümüz en temel
örneklerdir. Ebeveynlerimizin, kendi ebeveynleri ile olan ilişkilerinin her
biri, bizim için başlı başına kaynak içerir. Aile içerisinde edindiğimiz
herhangi bir davranışı, farkında olmadan eşimize uygularken bulabiliriz
kendimizi. Çocukluğumuzda, ebeveynimizden gördüklerimizi, farkında olmadan,
kendi çocuğumuza uygularız. Bakışı ile hayır diyen bir baba ile büyüdüysek,
bir de bakarız ki bizde kendi çocuğumuza bakışımız ile hayır diyebiliyoruz.
Yaşlılara ve çocuklara öncelik tanınan bir ortamda büyüdüysek, kendimiz de
farkında olmadan aynı davranışa sahip olmuşuzdur. Bir süre sonra, kendi
çocuğumuzun da aynı davranışa sahip olduğunu fark ederiz.*
*
*


*Her birimiz, büyüklerimizden edindiğimiz olumlu veya olumsuz her bir şeyi
hayata yansıtabilmekteyiz. Büyüklerimizi modeller, aile içinde yaşayarak
öğrendiklerimiz ile yol haritalarımızı belirleriz. Ancak önemli olan, hem
aile hayatımızda hem de kendimizde olumsuz olan özellikleri
yakalayabilmektir. Onlar üzerinde bir emek sarf edebiliyor olmaktır. Sadece
kendi yanılgılarımızdan değil, başkalarının yanılgılarından da dersler
çıkarabilmektir. Sadece kendi hatalarımızdan değil, çevremizdeki diğer
insanların hatalarından da öğretiler elde edebilmektir.*
*
*


*Daha doyumlu bir yaşam stiline sahip olabilmek ise hedefimiz, bedeli en
yüksek öğrenme biçimi olan yaşayarak öğrenmeyi ilke edinebilmektir.*


*Şeyda Küçükel*


--

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2681 Kayıt )   

Tüm Hakları Saklıdır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları  yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yazarların yazıları sitemizi bağlayıcı değildir. Tüm sorumluluk yazarlarımızın kendilerine aittir.