ZİYARETÇİ DEFTERİ     ÖYKÜ DEFTERİ     YAZAR GİRİŞİ     KÜNYE     İLETİŞİM  
YAZARLIK BAŞVURUSU
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DEFTERE YAZ
MESAJLARI OKU

YAYIN İLKELERİ
YAZARLIK DERSLERİ
ANASAYFA
ATATÜRK’E DAİR
KARİKATÜRLER
FIKRA KÖŞESİ
ROPÖRTAJLAR
KİTAP
İLETİŞİM
KÜNYE
FOTO GALERİ

SON YAZILAR
BELDEN AŞAĞI VURULMAZ
KİTAP VE GİZEM
YAKIP YIKMAKLA KOBANİ KURTULDU MU?
BİR GÜN MUTLAKA YENECEĞİZ
Aziz Türk Milleti!
DÜN, BUGÜN VE YARIN
SEVGİ
ÇATLAK KOVA
OLEYY!!!
KAHPESİN DÜNYA

SON ŞİİRLER
Homeros’un Çığlıkları
ASİ
ÇIRILÇIPLAK
MEKTUPLARIN DİLİ
BOZKIR
Eylül
ELİMDE OLSAYDI
İSTANBUL’A SENİ SORMUŞLAR
VE TÜRK
İNSAN OLANIN

SON FOTOĞRAFLAR
Bodrum/Boğaziçi Sırtından Güneş’in Batış
HAYAT
HİÇ ŞAŞIRMAYIN
HEDEFSİZ İNSAN
DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR
AŞKIN RENGİ
SEN BÜYÜME ÇOCUK
BU ŞEHRİN DİLİ VAR
ÖZLEDİM
BAZI İNSANLAR VARDIR BÜYÜ GİBİDİRLER

SON YORUMLAR
KAHPESİN DÜNYA
Edebiyatçılar "Kahpesin Dünya" Şiirine ...
BİRAZ AŞIK OLMUŞUM DA...
aynısının daha fazlasını yaşadım yaşamaz olaydım...
KAHPESİN DÜNYA
KAHBESİN DÜNYA

Fakir, fukara ,garib...
KAHPESİN DÜNYA
KAHBESİN DÜNYA Fakir, fukara ,gariban yetimleri...
AŞKIN RENGİ
Muhteşem içten ,sıcak sağanak duygular Duygularda...
TÜRKİYENİN HER YANI ATEŞ TOPU GİBİ
ATATÜRK TÜRKİYESİ TOZ DUMAN

Atatürk...
ATATÜRK DÜN YİNE MEYDANLARDAYDI
ATATÜRKÜ ANLAMAK Atatürk’ü anlamak yürek ister ...
KAHPESİN DÜNYA
ADALETİN BUMU DÜNYA Kışı boranı yaşadım hep,...
TÜRKİYENİN HER YANI ATEŞ TOPU GİBİ
VATAN İÇİNDE VATAN YARATILIYOR Kan, gözyaşı, ir...
KAHPESİN DÜNYA
YALANSIN DÜNYA Yalan Dünya, yalan ile dolan ile...

İSTATİSTİK

 
ZİYARETÇİ DEFTERİ

1541 esat/ 20/04/11 01:20 02/03/2012 11:13

DEFİN RUHSATI

Merdivenlerden bakıyordum
gıcırdayan tahtaları
seramonideydi sen inerken
kenarlarında saksılar
leylak,begonya,begovil-ler
çardak gülleride sana vurgun
ellerinden sulanmayı seviyor gibiydiler
seni karşılarken gürdü renkleri
aslan ağzı,sarmaşık,menkşelerin
iğde sen varken kokuyor
yaseminler salınıyordu aromatik
defne dersen ellerini bekliyor
okşanmazsa küsüyordu küpeli
kısacası bahçe sensiz olmuyordu
hani hatırladınmı diktiğimiz cevizi
olmuş vermiş meyvesini
pencereden bakıyordum
seninle şenlenen bahçemize
amasyaya annenlere gidip gelecektin haftasına
birden basamakların gıcırtısı koştum kapıya
sen sandım geleni polis miş
sarı zarfı imza karşılığı verdiler
açılmazmış ne bileyim
o açılınca kararırmış her şey
çiçekler yere bakmakta
renkler solgun
tek ceviz o da yerde
sarı zarfta defin ruhsatı
şimdi hangi toprak seni büyütecek içimde
ya seninle bu bahçe
yada başka biçimde.

Esat

1542 esat/ 20/04/11 01:06 02/03/2012 11:12

KİME KUL

isa kuldu musa kuldu
onlarda hakka sokuldu
onlarada hep soruldu
kime ümmet kimin kulusun

idris,yakup,yahya da bir
kim dikti kim dövdü demir
en sonunda bitti devir
kime ümmet kimin kulusun

ademden nuh nebi geldi
bütün nebiler eğildi
herkes dedi bu değildi
kime ümmet kimin kulusun

lev-hi mahfuz yazılmıştı
ahlazda dil çözülmüştü
dörtyüz kırklarda görmüş
kime ümmet kimin kulusun

güle ümmet allaha kul
gel istersen sende katıl
sevgidir hep ortak akıl
allaha kul güle ümmet


Esat

1543 Buket Çetin/İstanbul 19/04/11 14:36 02/03/2012 11:11
Zeki, sen gel…" diye seslendi öğretmen. Onun seslenişiyle bir sessizlik oldu sınıfta ve herkes birbirine bakınmaya başladı. Zeki diye biri yoktu ki sınıfta. Sonra arka sıradaki esmer çocuk, başını biraz daha yukarı doğru kaldırarak öğretmenin gözlerine bakıp gülümsedi, anlamıştı kendisine seslendiğini: "benim adım Emre öğretmenim!"

****

Hemen arkasındaki sırada oturuyordu Zeki. Dersler sırasında özellikle de sabahları başını sıraya koyup uyurdu genellikle. O sırasına başını koyup uyuduğu zamanlarda onu izlerdi. Zeki’nin elleri, tırnakları simsiyah ayakkabı boyasıydı her zaman. Alnında çocuk yaşından çok uzak zamanlara ait uzun, derin çizgiler vardı. Sanki kendi yaşıtları gibi değil de daha çok iş güç sahibi yetişkinler gibiydi. O uyurken öldü zannederdi Zeki’yi. Öyle sessiz uyurdu ki Zeki, çoğu zaman teneffüs seslerini ya da hemen yanıbaşında oynayan, hoplayıp zıplayan çocukların seslerini bile duymazdı.

Öyle sessizdi uykusu ve aslında öyle derin uyurdu ki yaşının seslerini, oyunlarını bile duymazdı. Çocuk muydu sahi Zeki? Çocuktu aslında, ama çocukluğu kulaklarına şöyle bir çalınıp geçen rüzgar uğultusu gibiydi. Böyle derin uykularda yaşayıp giderken acaba, çocukluğun hangi tanımında, hangi boyutundaydı?

Ayakkabı boyardı Zeki. Her gün okul çıkışında, çarşının aynı kaldırımında yoldan gelip geçenlere seslenir ve eğer bir müşteri çıkarsa keyifle ayakkabılarını boyardı. Bazen boyarken türkü söylerdi. Hep eğlenceli türkülerdi söyledikleri. O böyle türkü söylediği zamanlarda oyun oynadığımız zamanlar aklıma gelirdi, o da oyun diye düşünürdüm ve hatta çevredeki kuşlar bile ona eşlik ederdi. O söyler, kuşlar oynardı… Onun da içindeki kuşlar oynuyor olmalıydı…

Bir gün okul çıkışı annemle birlikte Zeki’nin boya yaptığı kaldırımın yanından geçerken onu görünce sevinçle zıpladım olduğum yerde. Tam, Zeki, diye seslenecekken annemin sert çimdiği ile neye uğradığımı şaşırdım. "Kes sesini" diyordu annem, "sakın o çocuğa seslenme!..." Ve ben "o çocuğa" seslenmiyordum.

Seslenmiyordum ama her gün rüyalarıma giriyordu Zeki. Hep onun yanına yaklaşacağım ya da ona sesleneceğim zamanlarda annem karşıma çıkıyordu. Ve ben her derste hep Zeki’yi düşünüyordum, İşlediğimiz her dersin örnek sorusu Zekiydi benim için. Yeni şeyleri öğrendikçe öğrendiklerimi Zeki’nin üzerinde uygulamaya alıyordum. Kimi uyumlu çıkıyordu öğrendiklerimin kimi ise tam tersi.

Biz derslerde çarpım tablosunu, toplamadaki etkisiz eleman sıfırı, kümeleri, paydaları işlerdik, Zeki uyurdu… Denizleri, ülkeleri, dağları aşardık kanatlarımızla, Zeki uyurdu… Kaldırma kuvvetini, yer çekimini, dünyanın hareketlerini incelerdik, Zeki hep uyurdu. Öğretmen ise bilirdi Zeki’nin yorgunluğunu, dinlenmeye fırsatı olmuyor çocuklar, bırakın uyusun. derdi. Ve Zeki hep uyurdu.

Zeki uyurken, çarpım tablosunu, boyadığı ayakkabılardan kazandığı paraların hesabıyla öğrendiğini düşünürdüm. Zeki’nin sınıf içindeki varlığı ya da yokluğu etkisiz eleman sıfır gibi gelirdi. O böyle uyurken ve biz sınıfta her şeyi kümelere ayırırken o hep tek elemanlı bir küme olarak kalırdı, sınıfta uyuyan tek çocuk olarak. Ama evrendeki yerini sorguladığımda her sınıfta uyuyan bir çocuk olabileceğini düşünürdüm, o zaman bu sessiz yalnızlığının niteliği değişirdi. Sessizlik aynı kalırdı ama yalnızlık faktörü silinmiş olurdu. Paydalar ise işin en acımasız kısmıydı bana göre Zeki’nin çocuk paydasında hiç payı olmadığını düşünürdüm. Biz denizleri, ülkeleri, dağları aşarken Zeki’nin aşamadığı dağlar var gibi gelirdi ve kanatlarının yaralı olduğu fikri gelirdi aklıma, o dağları aşamayacak kadar. Yaşamda yerçekimi yasasının insan cüsselerinde etkili olmadığını düşünürdüm, babası iş adamı olan Süleyman ve babası gibi, iri kıyım insanlar hep tepelerdeyken, Zeki gibi zayıf ve çelimsiz insanlarsa ayağa kalkmak şöyle dursun kaldırımlara yapışık yaşıyorlardı çünkü. Ama kaldırma kuvveti için aynı şeyi söylemek mümkün değildi, o, kitaplara uyuyordu. Süleyman ve babası gibi yüzeyi geniş olanlar suda dibe çökmüyordu ama Zeki gibi ince ve narin olanlar boğuluyordu bu acımasız sularda. Dünyanın hareketleri ise enteresandı doğrusu, yani yaşamla benzerliği açısından. Dünyanın hareketlerine bakınca ilk göze çarpan ekseninden hiç kaymamasıydı, tıpkı yaşamdaki dünya hareketlerinin ekseninden kaymaması gibi… İnsanlar da acımasızlık ekseninden kaymadıkları sürece varlıklarını koruyabiliyorlardı.Yaşamda da dünyanın hareketleri hep aynı yönde seyrediyordu. Zengin hep zengin ve yoksul hep yoksuldu.

Öğretmen bilirdi Zeki’nin yorgunluğunu, dinlenemiyor bırakın uyusun, derdi ve Zeki hep uyurdu…

Acaba yetişkinlerin arasındaki Zekilerde mi hep uyuyordu? Öyle ya birileri yaşam pastasının en kremalı kısımlarını götürdüğüne göre Zekiler hep uyuyor olmalıydı. Çalıştıkları zamanlardan arda kalanlar zaten kısacık zamanlardı ve bu zamanlarda kendi hayatları ve hakları adına çırpınmaya güçleri kalmıyor olmalıydı. Bütün güçlerini zenginleri daha da zengin edebilmek için harcadıktan sonra kendi yaşamlarına güçleri kalmıyordu. Onun için hep çelimsiz ve hayatta hep güçsüzdüler.

Yıllar sonra öğretmen olacağım ve sınıfımda Zeki’ye benzeyen bir çocuk olacağı küçükken hiç aklıma gelmezdi. Ama zamanın yasaları biraz tuhaf işliyor doğrusu. Düşünmediğiniz şeyler bazen karşınıza çıkıveriyor. Benimse bütün derdim Zekiyle.

****
Buket Çetin

1544 KURTULUŞ/ 19/04/11 05:59 02/03/2012 11:07
"İnsanın doğaya hükmetmesi gerektiği fikri [notion] kavramı doğrudan doğruya insanın insana hükmetmesinden olgusundan ortaya çıkar kaynaklanır … Ancak organik topluluk ilişkileri … ancak piyasa ilişkilerine yol açacak şekilde içerisinde çözüldüğünde, gezegenin kendisi bir sömürü kaynağına indirgendi. Bu yüzyıllardırca süren bu eğilim, en kötü yoğun gelişimini modern kapitalizmdele beraber gösterdi. Burjuva toplum, özünde içsel olarak sahip olduğu rekabetçi doğası nedeniyle [sadece] insanoğlunu birbirine düşürmekle kalmadı, aynı zamanda da insan kitlelerini doğal dünya ile birbirine düşürdü. Nasıl ki insanların birer metaya mallara dönüştürülürkendüyse, benzer şekilde doğanın her bir yönü öğesi de umarsızca ahlaksızca bir mala metaya, üretimde kullanılacak ve pazarlanabilecek bir kaynağa dönüştürüldü”(MURRAY BOOKCHİN)

1545 Kozacı/ 19/04/11 00:04 02/03/2012 11:06
Napolyon bir gün tek başına düşman askerlerden kaçerken, küçük bir dükkana
girer. Dükkan sahibi, Napolyon’u saklar ve onu kovalayan düşman askerlere
de şu tarafa kaçtı diye yanlış yol gösterir. Nihayet bir süre sonra,
Napolyon’un askerleri de olay yerinde bitiverir. Dükkan sahibi, ömründe bir
daha karşılaşmayacağını düşündüğü Napolyon’a merak ile şöyle bir soru
yöneltir;*
*
*


*-“Efendim, af buyurun ama ölümle bu denli burun buruna gelmek nasıl bir
duygu ki?”*
*
*


*Napolyon birden öfkelenir; ve*
*
*


*-“Sen kim oluyorsun da benimle böyle dalga geçerek konuşuyorsun? Bu ne
cüret! Askerler, bağlayın bu densizin gözünü ve hemen kurşuna dizin” diye
talimat verir.*
*
*


*Dükkan sahibi gözü bağlı tir tir titremektedir. Büyük bir korku içerisinde,
yaptığına pişman olur. “Tutamadım çenemi, ben ne yaptım, durup dururken ölüp
gideceğim” der.*
*
*


*Kısa bir süre sonra; arkasından bir el uzanır ve gözündeki bağı açmaktadır.
Adam bir döner ki arkasına; uzanan el Napolyon’un elidir. Şöyle der
Napolyon;*
*
*


*“İşte Böyle Bir Duygu! Yaşayarak Öğrenmek, Bedeli En Yüksek Öğrenme
Biçimidir.”*
*
*


*Yaşayarak öğrenmek, hayatın içerisinde edindiğimiz deneyimlere sahip
olabilmektir. Deneyim sahibi olmak, yıllanmak veya çok yaşamak değildir.
Yaşadıklarımızdan bir şeyler öğrenebilmektir. Sahip olduğumuz deneyimlerden
aldığımız farkındalık ve algılama ile deneyim kazanabilmektir. Öğrenmeye
olan merakımızın her geçen gün artıyor olması, bizi ilim sahibi insan yapar.
Yaşayarak öğrenmek, ilim marifetimizin çoğalması ile alakalı bir süreçtir.*
*
*


*Yaşamın her alanındaki, deneyimlerimiz aracılığı ile öğrendiklerimiz, bizi
güçlendirir. Örneğin, evlilik öncesi aile hayatı çok önemli deneyim
zenginlikleri ile doludur. İnsanoğlu, aile kurmadan önce kendi ailesinde
algıladıkları veya edindiği tecrübeler ile birtakım farkındalıklara sahip
olur. Bunlar, evlilik hayatında çok işe yarayacak deneyimlerdir. Ancak
çoğumuz, başlangıçta bu ince nüansları ve detayları fark edemeyiz. Evlilik
öncesindeki aile hayatımız, olumlu veya olumsuz birçok yaşanmışlıklar ile
dolu olabilir. Çocukluğumuzda, ebeveynlerimizin bize olan tavır ve
davranışları birçok mesaj içerir. Anne babalarımızın birbirine olan
davranışları, eşler arasındaki ilişki ve iletişim için gördüğümüz en temel
örneklerdir. Ebeveynlerimizin, kendi ebeveynleri ile olan ilişkilerinin her
biri, bizim için başlı başına kaynak içerir. Aile içerisinde edindiğimiz
herhangi bir davranışı, farkında olmadan eşimize uygularken bulabiliriz
kendimizi. Çocukluğumuzda, ebeveynimizden gördüklerimizi, farkında olmadan,
kendi çocuğumuza uygularız. Bakışı ile hayır diyen bir baba ile büyüdüysek,
bir de bakarız ki bizde kendi çocuğumuza bakışımız ile hayır diyebiliyoruz.
Yaşlılara ve çocuklara öncelik tanınan bir ortamda büyüdüysek, kendimiz de
farkında olmadan aynı davranışa sahip olmuşuzdur. Bir süre sonra, kendi
çocuğumuzun da aynı davranışa sahip olduğunu fark ederiz.*
*
*


*Her birimiz, büyüklerimizden edindiğimiz olumlu veya olumsuz her bir şeyi
hayata yansıtabilmekteyiz. Büyüklerimizi modeller, aile içinde yaşayarak
öğrendiklerimiz ile yol haritalarımızı belirleriz. Ancak önemli olan, hem
aile hayatımızda hem de kendimizde olumsuz olan özellikleri
yakalayabilmektir. Onlar üzerinde bir emek sarf edebiliyor olmaktır. Sadece
kendi yanılgılarımızdan değil, başkalarının yanılgılarından da dersler
çıkarabilmektir. Sadece kendi hatalarımızdan değil, çevremizdeki diğer
insanların hatalarından da öğretiler elde edebilmektir.*
*
*


*Daha doyumlu bir yaşam stiline sahip olabilmek ise hedefimiz, bedeli en
yüksek öğrenme biçimi olan yaşayarak öğrenmeyi ilke edinebilmektir.*


*Şeyda Küçükel*


--

1546 Ahmet Alkan/ 19/04/11 00:02 02/03/2012 11:02

Bak su Mahmut a
ISTINYE Park tan cikarken, kocasinin luks cipini guzel bir sarisinin kullandigini goren kadin, cipe yaklasir ve baslar bagirmaya;
- Senin bu cipte ne isin var, sirfinti. Defol git buradan, o kocam olacak adama biliyorum ben ne yapacagimi.
Sarisin aglayarak uzaklasir ve cep telefonuyla -Mahmutcugum, karin beni senin cipi kullanirken gordu, bagirarak hakaretler etti- der.
Mahmut; -Tamam canim, sakin ol- der ve dogru tanidigi bir notere gidip, guvendigi bir arkadasina cipin satis islemini yaptirir. Aksam eve dondugunde karisi baslar bagirmaya;
- Senin cipte o sarisin sirfintinin ne isi vardi? Agzima gelen hakareti yaptim. Utan be.
- Hanim sen ne diyorsun, ne sarisini? Ben dun o cipi sattim. Iste noter senedi. Sen cipi alan adamin karisina hakaret etmissin. Beni de kendini de rezil ettin.
- Evyaah! Ne yaptim ben Mahmutcugum, n olur affet beni!


Kadin olmak
Kucuk kiz annesine;
- Anne evlenmezsem ileride teyzem gibi mi olacagim?
- Evet kizim.
- Eee, evlenirsem de babam gibi bir kocam mi olacak?
- Evet kizim.
- Yaa kadin olmak ne berbat seymis.!


Kadin nasil olmali
Titresimi olmali: Sinirlendiginizde kendisini titresime ve sessize almali.
GPRS ozelligi olmali: Kararsiz ve bilgisiz oldugunuzda, bilgilerini size acmali.
Ayarlanabilir hafizasi olmali: Mutlu hatiralari omur boyu saklamali, kotu anilari ve size kizginligini otomatik olarak silip atmali.
Ekonomik olmali: Ay sonunda getirttigi faturalarla sizi cildirtmamali.


Borsada battilar
Isaac Newton: Maliyeden sorumluyken basarisizligi uzerine kralice, bilimler akademisine atadi. Bu gorevden sonra yercekimi kanununu formule etti.
Mark Twain: Hep zengin olma hayali kurdu. Altin ve demiryolu hisseleri spekulasyonu yapti ama batti. Fakirlerin oykulerini yazmaya koyuldu. Tom Sawyer gibi muhtesem bir karakteri yaratti.


Sukru KIZILOT un 17 Nisan 2011 tarihli HURRIYET Gazetesindeki yazisindan
***************************************************************************-***************


Tarik Akan
Sarisin kiz muthis suratli araba kullanirken radara girmis, ileride onu durduran ekipteki polisi etkileyip ceza yememek icin -Aa?- demis, -Ne kadar da Tarik Akan a benziyorsunuz?. Polis -Tesekkur ederim- demis bir yandan da ceza makbuzunu doldururken ve sormus -sinemayla yakindan ilgilisiniz anlasilan?- Sarisin kikirdayarak -Evet- demis. -O zaman cok sansli sayilirsiniz- diye cevap vermis polis makbuza son imzasini atarken, -Siz de goreceksiniz, biraz sonra cikacaginiz sucustu mahkemesinin hakimi aynen ama aynen Kadir Inanir!-


Bozuk yumurta
Pazar sabahi ailece kahvaltiya oturmuslar, kucuk oglan -Anne bu yumurta kotu kokuyo. Bozuk.- demis yuzunu eksiterek, -Sacmalama!- diye sinirlenmis annesi, -Gunah. Yemek yerken boyle sik�yet edilmez! Hemen ye bakayim onu!.- Bir muddet sonra oglanin aglamakli sesi yeniden duyulmus, -Anne.Gagasini da yiyecek miyim?.-


Colde yol
Adam ucsuz bucaksiz colde arazi tasiti ile bir vahayi ararken deveyle karsidan gelen bir bedevinin yaninda durmus; aradigi vahayi bedeviye sorup yolu tarif etmesini rica etmis, -Hic durmadan ve direksiyonu kirmadan dumduz gidin.- demis bedevi, -carsamba gunu de sola sapin.!


Millet ac
Sokak calgicisi sanatini icra ettikten sonra sapkasini cikartip kalabaligin arasinda gezdirmis, bir muddet sonra kaldirimda arkadasinin yanina cokup sapkasinin icini gostererek -Suna bak- demis, -Bes kurus bile atmamislar.- Arkadasi -Millet ac oglum- diye cevap vermis. -Sen sapkani kurtardigina sukret!


Piknik yeri
Adam karisiyla gittigi piknikte yemegi yedikten sonra halinin uzerine sirt ustu uzanmis -Ooohhh..!- demis gobegini sivazlayarak, -Burasi gelinebilecek en guzel piknik yeri- Karisi -Haklisin- demis sinir icinde bulasiklari, copleri naylon torbalara doldurmaya calisirken -Yuzlerce sinek, ari ve karinca asla yanilmis olamaz!


Telefon
Patron yeni ise aldigi sekreterine -Yahu tam yarim saattir senin telefonunu caldiriyorum, neden acmiyorsun?- diye bagirmis, -Cok affedersiniz efendim- demis sekreter, -Daha once elektrik ariza servisinde telefonlara bakan sekreter olarak calisiyordum da!-


Ruya
Adam doktora gidip -Dun gece bir ruya gordum, kan ter icinde perisan bir sekilde uyandim- demis, -Issiz bir adadaymisim, etrafimda yuzlerce cirilciplak kadin- Doktor -Ne var bunda? Ne guzel- demis. Adam cevaplamis; -Ben de kadindim, hem de aralarinda en yasli ve porsumus olani. Goguslerim taa dizime kadar, dudak rujum ceneme, koca burnuma bulasmis, kambur bir cadaloz. Bi supurgem ve sivri kulahim eksik Allah kahretsin!


Sak diye
Ogretmen matematik dersinde toplama islemini ogretirken Temel i tahtaya kaldirip sormus -Sag cebine elini soktun orada tam 10 lira buldun, sol cebinde de tam 20 lira buldun, bu seni hangi sonuca goturur?- Temel -Tek bir sonuca goturur ogretmenim.- diye cevap vermis -Baska birinin pantolonunu giydigimi -sak diye- anlarim!


Kel ayi
Yilbasi partisinde delikanli tavlamak istedigi kizin yanina sokulmus, onu etkilemek icin cesitli konulara girmis, bir ara -Bendeki sansa bak, suradaki kel ayiyi goruyor musun?- demis, -O ayiya gidip -su koca memeli obez kadin kim?- diye sordum, meger onun karisi degil miymis?- Kiz -Hadi ya?- diye cevap vermis -Peki babam size ne dedi?


Gozluk
Orta yasli kadin okuma gozlugu almak icin gozlukcuye girmis, gozlukcu -Sizin gibi yasli biri icin 2.5 derece bir gozluk yeterli olur kanaatindeyim- demis vitrinden cikarttigi gozlugu ve bir okuma sayfasini kadina uzatirken, -Takip bir bakin, ufacik bir sey esek gibi gorunuyor. Kadin yasiyla ilgili dokundurmadan oldukca sinirli, okuma sayfasini tezg�ha dogru itmis, gozlugu takmis, donup adama bakmis bakmis, -Mmm- demis, -Haklisiniz. Dediginiz gibi, aynen!-


Ilk devre
Stadin acilis macinda ilk devre sonunda kulup baskani telasla soyunma odasina inmis, -Arkadaslar Basbakanimiz acilisa simdi gelebildi- demis, -Benim de hukumetle olan is iliskilerim malumunuz. Ilk yariyi yeniden oynayabilir miyiz?-
**************************************************************************
Gani Yildiz dan


Bir kitabi yazarken yararlanilan malzemeye -bomba malzemesi-, kitabin kendisine -bomba- olarak bakan zihniyet icin ne denir? -Kitap gorse -bomba- diye karakola goturur!-


***
Bari yeni donem yemininde -genel baskanimin sozunden cikmayacagima- ibaresi olsun ki, -genel baskana bagimli vekil- gercegi resmilessin!
***
Sifreleme sistemleri gundemdeyken bir sifre de milletvekilligi icin bulundu! Peki milletvekili olabilmenin sifresi nerede? KuLISTE ve MecLISTE. Meclis in yolu -kulis yapip listeye girmekten- geciyor!


Can ATAKLI nin 17 Nisan 2011 tarihli VATAN Gazetesindeki yazisindan






1547 Nagehan Uslu/ 18/04/11 23:58 02/03/2012 11:00
Karşılaştığı her şey insana bir şeyler anlatır…
Karşılaştığı her şey insana, ihtiyacı olan şeyi anlatmaya çalışır,
Su
Hava
ihtiyaçtandır örneğin…
Aynı bunun gibi
karşılaştığı olaylar da ihtiyacıdır insanın…
Sadece hayatta kalmak değildir ihtiyaç,
Olgunlaşmaya da ihtiyacı vardır insanın…
Sadece fiziksel değildir büyümek,
Anlamı da büyür insanın…
Sadece imkânlar değildir zenginlik,
İnsan kendi değerini artırdıkça da zenginleşir…
İnsan birinden diğerine yükselir…
Karşılaştıkların iyi ya da kötü değildir,
İnsanın tepkileri iyide veya kötüdedir
Pişmanlık karşılaştıklarında değildir,
“O olay keşke olmasaydı” değildir.
İnsan ancak tepkilerinden dolayı pişmanlık yaşayabilir
“Keşke farklı bir tepki verseydim” olabilir…
Çünkü olaylara verdiği tepkiyle dönüşür herkes…
Çünkü olaylara verdiği tepkiyle bilmediğini öğrenir hale gelir…
Karşılaştıkların ihtiyacındır,
Eksikliklerini, kazanman gerekenleri anlatmaya çalışır,
Sadece varlıklarının artması değildir eksiklik
İnsana kaybettikleri de çok şey kazandırır
Problemler ihtiyaçtandır…
Ve ileri gitmek için öğrenmemiz gerekenleri anlatır…*


*Hayat bir sınavdır ve olaylar insana öğrenmesi gerekeni hatırlatır…
Ve insan görmekte zorlanır…
İnsan olayın olmasına o kadar takılır ki orada anlatılmak istenen ana mesajı
kaçırır. Her şey ama her şey bizim daha iyi olabilmemiz için uğraşır… Hayat
tüm geri bildirimlerini bizim ihtiyaç duyduğumuz konularda verir. Ve biz
öğrenebilelim diye çırpınır…
Ve insan bilmediğini bilmez…
Aksine biz her şeyi bildiğimizi zannederiz… O yüzen hoşumuza gitmeyen bir
olay olduğunda şikâyet ederiz. Biz her şeyi bildiğimiz için canımızı sıkan
her şey bize yapılmış bir haksızlıktır, deriz.
Nasıl bana böyle bir şey olur?
Neden benim başıma böyle bir şey geldi? Deriz.
Tam da bu yüzden başımıza gelir…
Kontrolümüzdeyse, hatalarımızı fark edip düzeltebilmek için…
Kontrolümüzde değilse kabul edebilmeyi öğrenebilmek için…
Ve her ikisinde de insan değişir… Değişebilirse güçlenir… Olay öncesiyle
olay sonrasında
O insan aynı insan değildir. Yaşamında bir derece yükselebilmeyi hak
etmiştir…
Ama biz kontrolümüzde olduğu halde değişmek istemeyiz…
Ama biz kontrolümüzde olmadığı halde kabul etmek istemeyiz…
Ve inatlaşırız
Karşılaştığımız problemle o kadar inatlaşırız ki üretebileceğimiz çözümden
mahrum kalırız.
Hayatta hoşumuza giden şeyler olduğunda her şey iyidir, deriz
İşimize gelmeyen bir şeyler olunca her şey kötüdür, deriz…
Oysa ne oluyorsa insanın verdiği tepkiden olur…
Veya veremediği…
Ve bir insan ömründe her zaman problemler olur, problemsiz bir ömür yoktur.
Ve insan ya ileri gider ya da geriler… ama durağanlık diye bir şey yoktur…
Sürekli dinamik olan bir hayatın içerisinde durmak, geri gitmek demektir…
Oldum dediği an oyunda gerilemeye başlar insan… Biliyorum dediği an
öğrenmeye kapanır…
Ve hayat ne kadar bildiğinle değil, ne kadar öğrendiğinle ilgilenir.
Hayat, yaşadığın problem sayısına değil, çözdüğün problem sayısına hürmet
gösterir.
Çok problem yaşamak değildir marifet
-Benim başımdan neler geçti, biliyor musun demek değildir…
Yaşanan acıların miktarı değil, kazanılan dayanıklılığın miktarı önemlidir…
Problemleri yaşamak değil, çözebilmektir mesele
Yani kendi oyununu kazanabilecek çözümleri öğrenebilmektir…
Yani bilmediğini öğrenmeyi istemektir
Her problem öğrenmeye ihtiyaç duyduğum bir konuya temas eder…
Ve ben öğreninceye kadar problem devam eder…
O soruyu çözünceye kadar o test devam eder…
Ve ben öğrenmeye açık değilsem sadece şikâyet ederim…
Ve problemi sadece biraz daha büyütürüm…
Problem, olayların kendisi değildir
Asıl problem benim çözüm üretmek yerine şikâyet etmeyi seçmemdir
Problem olayların kendisi değildir
Asıl problem benim o olayı kabul edebilecek sabra sahip olmayışımdır
Çünkü etkilenme miktarın sabır seviyene göre değişir
Olaylar sadece bir testtir
Ve insan karşılaştığı olaylara bu bakış açısıyla bakabildiği zaman oyunu
görebilir
Karşılaştıklarına her ne olursa olsun saygı gösterebildiği zaman kazanma
hakkı gelir
Şikâyet etmekten vazgeçtiği zaman çözüm üretebilir…
Ve insan hayatta ürettiği çözümlerle yükselen bir dönüşüme sahip olabilir…
Zaten her şeyini kaybedeceği bir hayatta insan, hiç kaybetmeyeceği bir
dönüşümü
kazanabilmelidir…*
*
*


1548 KURTULUŞ/ 18/04/11 10:09 02/03/2012 10:59
Sayın Cemal ÇAMLI,
Okuduğum kitaplardan,internette araştırdığım yazarlardan,düşünürlerden aldığım pasajları sizlerle paylaşıyorum.Birazcık faydam dokunuyorsa;ne mutlu bana...
Sevgiler,saygılar...

1549 Sal,m Kaya/ 18/04/11 09:13 02/03/2012 10:57
Siyasetle ilgilenmeyen aydinlari bekleyen kacinilmaz sonuc, cahiller tarafindan yonetilmeye razi olmaktir.

EFLATUN(PLATON) (M.O.427- M.O.347)

1550 KURTULUŞ/ 18/04/11 08:03 02/03/2012 10:55
İktidarın kendini gösteriş ve debdebe içinde dışa vurduğu, gücünü bu gösterişten aldığı eski siyasal sistemden mümkün olduğunca ve giderek artan bir şekilde görünmez hale geldiği modern siyaset sistemine geçiş, bir yandan iktidarı kişileştiren hükümdarın yerine, adsız kişiler tarafından kullanılan bir yönetim aygıtının yerleşmesiyle, diğer yandan da kamuya açık cezalandırmadan, gizli bir cezalandırmaya doğru olan bir hareketle belirlenmektedir.

Kendini öne çıkaran iktidar, bireyin oluşmasını engellemiştir; oysa karanlıklara çekilen modern iktidar herkesi bireyselleştirmek istemektedir; çünkü bireyselleştirmek, gözetim altında tutmak ve cezalandırmak, yani egemen olmak demektir.

Böylece modern iktidar çocuğu okulla, hastayı hastaneyle, deliyi tımarhaneyle, askeri orduyla, suçluyu hapishaneyle kuşatarak bireyselleştirmiş, kaydetmiş, sayısal hale getirmiş, egemen olmuştur.

Her kişi biryerde kayıtlı hale gelince, herkes denetim altında olacak, gözetim altında tutulacaktır. Modern iktidar büyük gözaltıdır. (MİCHEL FOUCAULT)

«« İlk Sayfa    « Önceki      Sayfa 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268      Sonraki »    Son Sayfa »»
   (Toplam 2676 Kayıt )   

Tüm Hakları Saklıdır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları  yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması  5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Yazarların yazıları sitemizi bağlayıcı değildir. Tüm sorumluluk yazarlarımızın kendilerine aittir.